Sevgili okurlar;
Bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın paylaştığı
bir haberde şöyle yazıyordu: ‘’Yüksek dağları, derin vadileri, buzullu göl ve
dorukları, yüksek şelaleleri, rengârenk ot ve çiçeklerle bezenmiş çayırları ile
Hakkari. Doğa sporları, dağcılık, doğa yürüyüşleri, kaya tırmanışları, dağ
bisikleti, yamaç paraşütü, kampçılık, rafting ve kano gibi yapılabilecek turizm
açısından zengin doğal kaynaklara sahiptir.’’ Ardından haber ile ilgili Hakkari fotoğrafları paylaşıldı ve her biri farklı güzel doğal zenginlikleri içinde
barındırıyordu. Fotoğraflara da yer verirsem, bu yazımın amacı daha iyi
anlaşılır herhalde.

Fotoğrafları ben de merakla inceledim
ve gerçekten hayran kaldım. Ancak, ne var ki çoğumuza yabancı gelen bu şehir
terör tehdidi altında. Bölgede, teröre ciddi bir destek sağlanıyor. Bu da acı
bir gerçek. Fakat bu konuda sadece oradaki insanları suçlamak yanlış olur.
Devlet olarak, o bölgeye ne yapmışız bu da önemli. Belki son 15 yıldır
tutumumuzu değiştirdik, fakat daha öncesinde Güneydoğu’ya üvey evlat muamelesi
yapan yine bizdik. Halen Hakkari, Şırnak, Tunceli derken bile yabancılık
çekiyorum. Bir olay anlatacağım: Erzurum’a gelirken, Erzincan yolunda Tunceli
yol ayrımını görmüştüm ve çok etkilenmiştim. Belki dikkatinizi çekmiştir,
Erzurum-Erzincan yolundaki Tunceli sapağı. Bilmeyenler için söyleyeyim: Adeta
farklı ve fakir bir ülkeye ayrılan giriş yolu gibi, küçük ve son derece ıssız
bir yol. Zaten eski bir köprünün içinden
geçiyor ve yanlış hatırlamıyorsam köprünün ardında bir askeri karakol vardı.
Tel örgüleri hatırlıyorum. Gerçekten içim burkulmuştu. Kendi ülkemizde, bir
şehrimize giden yol ayrımının manzarası bu şekildeydi. Kim bilir, belki daha
kötü manzaralar vardı ama yolum düşmediği için bundan fazlasını görmedim. Zaten
yürek burkan Tunceli sapağına da memlekete gelirken tesadüf etmiştim ve
dikkatimi çekmişti. Yoksa hangimizin tatil veya gezi planı Tunceli’ye, Hakkari’ye
ya da Şırnak’a gitmek olabilir? Yolumuz düşmesin diye dua ediyoruz. Hele vatan
sevdalısı olup da askerliği terör bölgelerine düşmesin diye dua edenler yok mu?
Tabi, bu durumda Güneydoğu’yu etkisi altına alan ve yıllardır bölgeyi ve
ülkemizi kemiren terör belasını da göz ardı etmemek gerekir. Arka planda Marksist
temele dayanan PKK terör örgütü, diğer taraftan kendini Kürt milliyetçiliğine dayandırıyor ve Kürt halkının hakkını savunduğunu iddia ediyor. Bu terör örgütü Güneydoğu bölgesinin daha fazla gelişmemesi için de yıllardır çeşitli eylemler
yapmakta. Örneğin, aşağıdaki fotoğraflar PKK’nın yaktığı 5 beton dökme aracına
ait. Kim bilir hangi hizmet binası yapılıyordu?
Terör
belası ve geçmişte devlet eliyle uygulanan yanlış politikalar bugün bazı
bölgelerimizle bağlantımızı kesmiş durumda. O bölgelerde doğmadıysak veya memur
olarak gitmediysek kolay kolay hiçbirimizin yolu düşmez. Böyle
olmasına karşın, terör tehdidi altında olan bölgelerimiz hakkında çok rahat bir
şekilde konuşabiliyoruz. Kim gidip, gördü oralardaki hayatı? İnsanlar nasıl
yaşıyor biliyor muyuz? Kendi vatanımızın toprağından haberimiz yok. Lafa
gelince de bölünmeyiz, toprağımızın bir gramını vermeyiz deriz her zaman. Biz
aslında çoktan bölünmüşüz de haberimiz yok. Ülkemizin topraklarına yabancıyız,
ancak hala vatanseverlik taslıyoruz. Hatayı başkasında arama huyundan vazgeçelim. Biz, güçlü bir devlet olduk da PKK ile mi baş edemiyoruz? Hatalı bizleriz. Sürekli kendimizle, ırkımızla, tarihimizle övündük. Ne geçti elimize? Kendimizle övündüğümüz kadar
çalışsaydık bu hale düşmezdik. Övünme kısmını hala bitiremedik ki çalışma
kısmına geçelim. Keşke Atatürk’ün o sözü Övün, Çalış, Güven değil de Çalış,
Övün, Güven! şeklinde olsaydı. Lafla ne peynir gemisi yürüyor ne de
vatanseverlik oluyor. Bayrağı eline alıp koşmakla vatan kurtarılmıyor!





















