13 Temmuz 2015 Pazartesi

''Yurt Dışından Bir Kare: Hakkari''

         Sevgili okurlar;

       Bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın paylaştığı bir haberde şöyle yazıyordu: ‘’Yüksek dağları, derin vadileri, buzullu göl ve dorukları, yüksek şelaleleri, rengârenk ot ve çiçeklerle bezenmiş çayırları ile Hakkari. Doğa sporları, dağcılık, doğa yürüyüşleri, kaya tırmanışları, dağ bisikleti, yamaç paraşütü, kampçılık, rafting ve kano gibi yapılabilecek turizm açısından zengin doğal kaynaklara sahiptir.’’ Ardından haber ile ilgili Hakkari fotoğrafları paylaşıldı ve her biri farklı güzel doğal zenginlikleri içinde barındırıyordu. Fotoğraflara da yer verirsem, bu yazımın amacı daha iyi anlaşılır herhalde. 









         Fotoğrafları ben de merakla inceledim ve gerçekten hayran kaldım. Ancak, ne var ki çoğumuza yabancı gelen bu şehir terör tehdidi altında. Bölgede, teröre ciddi bir destek sağlanıyor. Bu da acı bir gerçek. Fakat bu konuda sadece oradaki insanları suçlamak yanlış olur. Devlet olarak, o bölgeye ne yapmışız bu da önemli. Belki son 15 yıldır tutumumuzu değiştirdik, fakat daha öncesinde Güneydoğu’ya üvey evlat muamelesi yapan yine bizdik. Halen Hakkari, Şırnak, Tunceli derken bile yabancılık çekiyorum. Bir olay anlatacağım: Erzurum’a gelirken, Erzincan yolunda Tunceli yol ayrımını görmüştüm ve çok etkilenmiştim. Belki dikkatinizi çekmiştir, Erzurum-Erzincan yolundaki Tunceli sapağı. Bilmeyenler için söyleyeyim: Adeta farklı ve fakir bir ülkeye ayrılan giriş yolu gibi, küçük ve son derece ıssız bir yol.  Zaten eski bir köprünün içinden geçiyor ve yanlış hatırlamıyorsam köprünün ardında bir askeri karakol vardı. Tel örgüleri hatırlıyorum. Gerçekten içim burkulmuştu. Kendi ülkemizde, bir şehrimize giden yol ayrımının manzarası bu şekildeydi. Kim bilir, belki daha kötü manzaralar vardı ama yolum düşmediği için bundan fazlasını görmedim. Zaten yürek burkan Tunceli sapağına da memlekete gelirken tesadüf etmiştim ve dikkatimi çekmişti. Yoksa hangimizin tatil veya gezi planı Tunceli’ye, Hakkari’ye ya da Şırnak’a gitmek olabilir? Yolumuz düşmesin diye dua ediyoruz. Hele vatan sevdalısı olup da askerliği terör bölgelerine düşmesin diye dua edenler yok mu? Tabi, bu durumda Güneydoğu’yu etkisi altına alan ve yıllardır bölgeyi ve ülkemizi kemiren terör belasını da göz ardı etmemek gerekir. Arka planda Marksist temele dayanan PKK terör örgütü, diğer taraftan kendini Kürt milliyetçiliğine dayandırıyor ve Kürt halkının hakkını savunduğunu iddia ediyor. Bu terör örgütü Güneydoğu bölgesinin daha fazla gelişmemesi için de yıllardır çeşitli eylemler yapmakta. Örneğin, aşağıdaki fotoğraflar PKK’nın yaktığı 5 beton dökme aracına ait. Kim bilir hangi hizmet binası yapılıyordu? 


       Terör belası ve geçmişte devlet eliyle uygulanan yanlış politikalar bugün bazı bölgelerimizle bağlantımızı kesmiş durumda. O bölgelerde doğmadıysak veya memur olarak gitmediysek kolay kolay hiçbirimizin yolu düşmez. Böyle olmasına karşın, terör tehdidi altında olan bölgelerimiz hakkında çok rahat bir şekilde konuşabiliyoruz. Kim gidip, gördü oralardaki hayatı? İnsanlar nasıl yaşıyor biliyor muyuz? Kendi vatanımızın toprağından haberimiz yok. Lafa gelince de bölünmeyiz, toprağımızın bir gramını vermeyiz deriz her zaman. Biz aslında çoktan bölünmüşüz de haberimiz yok. Ülkemizin topraklarına yabancıyız, ancak hala vatanseverlik taslıyoruz. Hatayı başkasında arama huyundan vazgeçelim. Biz, güçlü bir devlet olduk da PKK ile mi baş edemiyoruz? Hatalı bizleriz. Sürekli kendimizle, ırkımızla, tarihimizle övündük. Ne geçti elimize? Kendimizle övündüğümüz kadar çalışsaydık bu hale düşmezdik. Övünme kısmını hala bitiremedik ki çalışma kısmına geçelim. Keşke Atatürk’ün o sözü Övün, Çalış, Güven değil de Çalış, Övün, Güven! şeklinde olsaydı. Lafla ne peynir gemisi yürüyor ne de vatanseverlik oluyor. Bayrağı eline alıp koşmakla vatan kurtarılmıyor!

12 Temmuz 2015 Pazar

''Emeğiniz Emanetimizdir''

               Sevgili okurlar;
          
          Hepimiz KPSS sınavını duymuşuzdur. Bilmeyenler için KPSS sınavı lisans, ön-lisans ve lise düzeyinde yapılan kamu personeli, yani devlet memuru seçme sınavıdır. Bu sınavla birlikte, belirlenen sayıdaki kadrolara devlet memuru yerleştirilir. KPSS sınavı  her yıl Temmuz ayının ilk haftası, Cumartesi ve Pazar günleri yapılır. Tarihçesine bakacak olursak, 1999 yılında Kamu Personeli Yasası’nda yapılan düzenleme ile daha önce DMS adı ile uygulanan sınav, bu tarihten itibaren KMS olarak isim ve nitelik değiştirmiştir. 120 puan türü ve 4 farklı oturumunda oluşan sınav; öğretmenlik, sözleşmeli personel, memurluk ve uzman kadroların istihdamında eleme sınavı niteliği taşımaktaydı. KMS ilk ve son defa 7-8 Temmuz 2001 tarihinde uygulanmıştır. Bir sonraki yıl olan 2002’de ise sınav, yapılan isim değişikliği ile KPSS adını almış ve aynı yılın 6-7 Temmuz tarihlerinde ilk defa adaylara uygulanmıştır.


        KPSS’nin 2015 yılı sınavı geçtiğimiz hafta, 4-5 Temmuz Tarihlerinde başladı ve bugün yapılan ÖABT sınavı ile son buldu. Bundan sonraki süreçler, adayların puanlarının belirlenmesi, aday başvuruları ve başvuru sonuçları şeklinde devam edecek. Gelecek yıllarda, yeniden belirlenecek olan sayıdaki kadrolara sınav ile atamalar yapılacak. Bu sistem böylece devlet personelini seçmede sürekli tekrarlanacak. Devlet eliyle gerçekleştirilen ve ülke düzeyinde geçerli olan bu tür sınavlarda, muhakkak dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Öncelikle sınav sorularının uzmanlar tarafından sağlıklı bir şekilde hazırlanması, sınav sorularının sınav salonlarına güvenli  bir şekilde taşınması, herhangi bir kopya ya da usulsüzlüğe mahal verilmemesi gerekir. Ayrıca, sınava alınacak olan kişilerin de ciddi bir güvenlik kontrolünden geçmesi esastır. Bu derece önemli olan ve ülke düzeyinde gerçekleştirilen bir sınavın bana göre en önemli özelliği yapılan sınavın itibarıdır. Adaylar, belli bir çalışma sürecinden sonra girdikleri sınavdan emeklerinin karşılığını almak isteyeceklerdir ve bunda son derece haklı olduklarına dair kimsenin itirazı olamaz. Ancak, ne var ki bu konuda geçmişte yaşanan bazı olaylar sınavların itibarını ve insanların sınava olan güvenini ciddi derecede sarsmıştır. Özellikle, 2010 yılında yaşanan kopya skandalı hemen herkes tarafından bilinmektedir. Hal böyleyken, bundan sonraki sınavlarda daha çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Peki bu yeterli midir? Bence bu da, sınavın itibarı bakımından yeterli değildir. Sınav sonuçlarının açıklanmasından sonra başlayan başvuru süreci ve başvuruların açıklanması da sınavın yapılması kadar önem gerektiren bir konudur. Sınavda sağlamaya çalıştığınız eşitlik ilkesini, memur belirlemenin tüm süreçlerinde aynı hassasiyetle gözetmeniz gerekir. Özellikle KPSS A sınavı neticesiyle yapılan alımlarda, mülakat usulünün olması eşitlik ilkesini zedeleyici bir durumdur. Şu lafları sık sık duyarız: ‘’Sınavdan 80 almış ama 70 alanı işe almışlar.’’ veya ‘’Sınavdan 85 almış ama mülakatta elemişler.’’ Üstelik, KPSS A gibi birçok alanı içerisinde barındıran ve fazlasıyla çalışma gerektiren bir sınav sonucunda bu kadar ucuz elemelerin yapılması son derece üzücüdür. Hukuk, Kamu Yönetimi, Maliye, İktisat, İşletme, Ekonometri, Çalışma Ekonomisi, İstatistik gibi her biri lisans alanı olan bu bölümlerden oluşan sınavda, adayların her bir doğru cevabı büyük bir emek barındırmaktadır.

     Ben de bir İİBF öğrencisi olarak gelecekte bu tür sınavlara girmek durumunda olacağım. Ancak, sınava vereceğim emeğin karşılığını alamama düşüncesi beni sürekli farklı alanlara itiyor. Çevremden gördüğüm kadarıyla 2, 3 yıl emek verip emeğinin karşılığını alamayan birçok insan var. Hal böyleyken, ben de kendimi riske atmak istemiyorum. Kim atmak ister ki? Bu sistem böyle gelmiş, böyle gider. Ben naçizane bir eleştiride bulundum: Katılmayanlar olabilir. Yazımı ÖSYM İl Bürosu’nda gördüğüm bir söz ile bitirmek istiyorum: ‘’EMEĞİNİZ EMANETİMİZDİR.’’ 

10 Temmuz 2015 Cuma

''Buranın Altında Yatır Var''

Bildiğiniz üzere 2014 yılının Temmuz ayı ortalarında, Erzurum'daki Kayakla Atlama Kulelerinin pistinde göçük yaşanmıştı ve tesis kullanılamaz hale gelmişti. Yeniden tesisleri kullanıma açmak için başlatılan çalışmalarda ise 6 Temmuz tarihinde yeni bir göçük yaşandı. 

Yaşanan son göçük olayında ise işçiler ve iş makineleri toprak altında kaldı. Bölgede çalışma başlatan itfaiye ve AFAD ekipleri, kısmen toprak altında kalan iki işçiyi kurtardı. Ardından işçiler Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Her iki işçinin durumunun da iyi olduğu belirtildi. Neyse ki işçiler de bir şey yokmuş. Geçen yıl yaşanan göçükte de herhangi bir can kaybı yaşanmamıştı. Bu olaylarda işin sevindirici kısmı şüphesiz can kaybının yaşanmaması. Ancak, denetimsizlik sonucu heyelanlı bölgeye Türkiye'nin ilk ve tek atlama kulelerinin yapılması ise son derece üzücü bir durum. Bu konuda şu açıklamaya yer vermek istiyorum. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası yönetim kurulu geçen yılki olayla ilgili olarak ’Palandöken heyelanı’ başlığıyla bir açıklama yapmıştı: "Ülkenin jeolojik gerçekliliği göz ardı edilerek, kontrolsüz ve denetimsiz gerçekleştirilen ve jeoteknik etüt parametrelerini göz ardı eden anlayışlar milyarca lira kamu kaynağını tüketmeye devam ediyor." Gerçekten de ülkemizde denetim ve kontrol konusunda ciddi problemler var. İlk olarak heyelan bölgesine bu tesisin inşa edilmesi ciddi bir sorun. Atlama kulelerinin heyelanlı bölgeye yapımına bir şekilde başlanmış diyelim, kulelerin sağlam bir şekilde ayakta kalabilmesi için gerekli olan çelik kazıkların yarısı dahi kullanılmamış. Bu şekilde kulelerin ayakta kalacağına inanmış, çelikten tasarruf etmek adına birçok şeyi de riske atmışlar. Peki burayı kontrol edenler, tesisleri teslim alanlar hiç mi dikkat etmediler? Toplamda 600 milyon Türk Lirası harcanarak yapılan 2011 Kış Olimpiyatları tesislerinden, 94 Milyon Türk Lirası maliyetli Atlama Kuleleri gibi diğer tesisler de kontrolsüz ve denetimsiz mi yapıldı? Ben bir Erzurumlu olarak, 2014 yılındaki göçükten sonra, olayın neden kaynaklandığına dair hiçbir açıklamaya rastlamadım. Bu konuda kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Üstelik, sessiz sedasız tesislerin yeniden kullanıma açılması için çalışmalara bile başlanmış. Yeni bir göçük olayı olmasa bundan da haberimiz olmayacaktı. 
6 Temmuz 2015'te tesislerde ikinci göçüğün yaşanmasının ardından yüklenici firmadan açıklama geldi. Bu açıklama sayesinde yaşanan göçükler hakkında aklımızda hiçbir şüphe kalmayacak. Kanal25'in Facebook sayfasından paylaşılan habere göre, yüklenici firma geçen gün yaşanan göçük olayı ile ilgili şu açıklamayı yapmış: ''Buranın altında yatır var.'' Son derece bilimsel ve şüpheye yer bırakmayan bu açıklama sonrasında artık kimseyi suçlamamamız gerektiğini düşünüyorum. Hatta orada yatır olduğuna dair gerçeği ortaya çıkaran bir fotoğraf paylaşacağım sizlerle. Fotoğrafa dikkatli baktığınızda, dumanlar arasında beliren yatırın silüetini göreceksiniz. İyi bakın ve artık masum insanları suçlamayın.Tüm suç Yatır'ın!

8 Temmuz 2015 Çarşamba

''Güneydoğu'da Olsaydık Bu Cezayı Bize Yazamazlardı''

             Sevgili okurlar, bu yazım trafik cezaları ile ilgili olacak. Bartın'dan memleketim Erzurum'a dönerken Amasya-Suluova dolaylarında 127 km hızla radara girmişim. Hız sınırını ihlal ettiğim gerekçesiyle yediğim cezanın tebligatı yaklaşık bir hafta sonra elime ulaştı. Fazladan 7 km hız  ihlali yaparak karşılığında yaklaşık 200 tl ceza yedim. Tebligatta 15 gün içerisinde ödenen cezalarda %25 indirim olacağı yazıyordu İndirimden yararlanmak için cezayı 15 gün içerisinde ödedim. Trafik cezalarına karşı itiraz yolu da varmış. Süresi ise 15 gün olarak belirlenmiş. Yani, cezanızın size ulaştığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etme hakkınız var. Yüze karşı yazılan cezalarda ise yazıldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz edilebiliyor. İtiraz usulünü tam olarak bilmiyorum ancak çeşitli evraklarla birlikte başvuru yapmanız gerekiyormuş. Merak eden olur ya da haksız ceza yediğini düşünen olursa diye bunları söylemiş olayım. 
           Bu yazıyı yediğim radar cezası nedeniyle yazmıyorum aslında. Farklı bir olay anlatacağım. Ehliyetsiz araba kullanma cezasına ilişkin bir olay bu. Arkadaşım geçen hafta ehliyetsiz olarak şehir merkezinde durdurulmuş ve ehliyeti olmadığı için ehliyetsiz araç kullanma cezası verilmiş. Polise çok yalvarsa da değişen bir şey olmamış. Yalvarmasının nedeni ise ceza tutarının çok fazla olması. Ehliyetsiz araç kullanma cezası 1609 tl olarak belirlenmiş ve sadece ehliyetsiz araç kullanana değil aynı zamanda ruhsat, yani araç sahibine de aynı ceza uygulanmaktaymış. Arkadaşım galiba bunu bildiğinden o an kısa süreli bir şok yaşamış ve ''Cezayı sadece bana yazdınız değil mi?'' diye sorabilmiş. Çünkü araç babasının üzerine ve ona da bir ceza gidebilir düşüncesiyle iyice panik olmuş. Polis ise cezayı sadece kendisine yazdığını söyleyerek ehliyetli birinin aracı teslim alması gerektiğini belirtmiş. Velhasıl, 1609 tl'nin şokuyla ama aynı zamanda cezanın sadece kendisine yazıldığının sevinciyle olayı bana anlattı. Kendisi bir kargo firmasında kurye olarak çalışmakta olan arkadaşım, cezayı 15 gün içerisinde yatırarak %25 indirimden yararlanmak istedi. Ben radar cezamı ödemeye giderken o da benimle ehliyetsiz araç kullanma cezasını ödemeye gelmişti. Cezası, henüz vergi dairesinin sistemine düşmediği için trafik şubeye gitmek zorunda kaldık. Trafik şubeye gittiğimizde asıl şok orada yaşandı ve aynı cezadan babasına da yazıldığını öğrendik. O ara ben arkadaşımın yüzüne bakamadım; hiçbir film sahnesinde böyle bir dram yaşandığını hatırlamıyorum. Her neyse, toplamda 3200 küsur lira ceza yemişti. Üstelik babasının bundan haberi yoktu. Arkadaşım için tek çare kredi çekmekti. Zar zor alabildiği yarım gün izinle kredi çekmek için bankanın yolunu tuttuk. Yolda ise ne zaman döneceksin diye iş yerinden defalarca aradılar. (Burada özelde çalışmanın ne kadar zor olduğuna dair bir kez daha kanaat getirdim.) Biliyorsunuz, banka işleri uzun sürüyor. Bizi oturttular ve bir dizi işlemden sonra kredi başvurumuzun bize telefon yoluyla bildirileceğini söylediler.  Neticesinde henüz olumlu ya da olumsuz bildirim gelmedi. Kendisi ise iyice ümidi kesmiş durumda. Zaten kredi onayı gelse bile 36 ay boyunca yaklaşık 200 tl bir ücret ödeyecek. Arkadaşımın o hali beni fazlasıyla üzdü. Ancak, şu sözü gerçekten çok düşündürdü: ''Güneydoğu'da olsaydık bu cezayı bize yazamazlardı, kurallar sadece bizler için geçerli.''
        Artık bundan sonra pek fazla söyleyecek söz bulamıyorum. Varın, gerisini siz düşünün. Caydırıcı olsun diye cezaların miktarını oldukça yüksek tutuyorlar ancak bakalım her yerde geçerli mi bu cezalar? Ben hiç bu açıdan düşünmemiştim. Maalesef ülkemizde böyle bir gerçek var. Umarım kredisi onaylanır ve zorluk çekmeden cezasını da kredisini de öder. (Burada bir suç olduğunu ve karşılığında ceza ödenmesi gerektiğini kabul ediyorum. Ben farklı bir noktaya dikkatinizi çekmek istedim.) Nasılsa özelde iş garantisi de yok. Bu olay birçok açıdan düşündürücü oldu benim için. Özellikle kamu-özel sektör farkını bir kez daha görmüş oldum. Tam da burada Maliye Bakanımız'ın bir sözü aklıma geldi ve onunla bitireceğim: ''Devlet kapısına bakmasın, gençler özelde denesin şansını.'' Haklısın bakanım, özelin şartları da oldukça iyiymiş!

Yol Yeşilken Geri Dönün Eylemi!



Bildiğiniz üzere Karadeniz yaylalarını birbirine bağlayacak  ve ulaşımın zor olduğu Karadeniz'in üst kesimlerine ulaşım imkanı sağlayacak olan Yeşil Yol Projesi, çevrecilerin tepkisini toplamaya devam ediyor. Dün de Rize'nin Çamlıhemşin İlçesi, Yukarı Kavrun Yaylası'na gitmekte olan işmakinası yüklü tırlara halk geçit vermedi. Halk, işmakinalarının önünü keserek halay eşliğinde tepkisini gösterdi.




Milliyet'ten baktığım bir habere göre de Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi (DOKAP) Başkanı Ekrem Yüce, Samsun’dan Artvin’e kadar olan yaylaları birleştirme projesi olan Yeşil Yol Projesi’nin doğaya zarar vermeden yürütüldüğünü ve doğaya zarar verme gibi bir lükselerinin olmadığını belirtmiş. Bu projenin çevreye etkisi ne derece olur bilmiyorum amma yapılmasını isteyen de istemeyen de haklı gerekçeler öne sürüyor. Öte yandan Türkiye'de çevreci kuruluşlar da bu projenin gerçekleşmemesi için ciddi çaba harcıyorlar. Özellikle Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı TEMA da bu projeyi yakından takip ediyor. TEMA Vakfı Gönüllüleri tarafından Yeşil Yol Projesiyle ilgili çeşitli bilgilendirme yazıları paylaşıldı ve neden bu projeye karşı çıktıklarına dair gerekçeler sunuldu. Dün ise TEMA Vakfı, Artvin Cerattepe'de bölgedeki madenlerin faaliyetlerine yönelik protesto yaptı. Önümüzdeki günlerde ise Çevreciler tarafından İstanbul'da Yeşil Yol Projesine karşı yürüyüş yapılacak ve bu konuda projeye karşı birlik olma çağrısı vurgulanacak. Çevrecileri bir araya getirecek olan bu yürüyüşün sloganı ise: Yol Yeşilken Geri Dönün. Yürüyüşün 12 Temmuz Pazar günü yapılması planlanıyor.
Ayrıca bir kısım proje karşıtları ise Yeşil Yol Projesine alternatif projeler sunuyorlar. Yaylalardan asfalt yol geçmesi yerine demiryolu ile daha kolay ve çevreye tahribatın daha az olduğu bir proje yapılmasını istiyorlar. Örnek olarak İsveçre'de ki Pilatus Dağlarından geçen raylı sistemi gösteriyorlar. Ben de buna benzer bir sistemin Amerika'da, özellikle engebeli ve ulaşımın zor olduğu bir bölgede faaliyet gösterdiğine dair belgesel izlemiştim ve bu sistem neden ülkemizde yok diye düşünmüştüm açıkçası. Raylı sistem, hem doğa tahribatı konusunda hem de kolay ulaşım sağlaması açısından engebeli ve yüksek yerlerde tercih edilebilir bir ulaşım sistemi aslında. İsviçre'deki sisteme ait fotoğrafları incelediğimizde Karadeniz Bölgemiz için de böylesi bir sistemin uygun olacağını söyleyebiliriz.



        

6 Temmuz 2015 Pazartesi

El Turco Barça'da!

Türk futbolunun gururu Arda Turan bu kez attığı gollerle değil, Atletico Madrid'den dünya devi Barcelona FC'ye transfer olarak göğsümüzü kabarttı. Türk olarak taraflı, tarafsız herkesin bu başarıya sevinmesi gerekir. Yaklaşık 41 milyon € bonservis bedeliyle gelmiş geçmiş en pahalı Türk oyuncu ünvanını da elinde bulunduran Arda'ya yeni takımında başarılar dileriz. Umarım bu transfer diğer sporcularımız için de bir örnek olur.

Bize bu gururu yaşattığın için teşekkürler El Turco!

4 Temmuz 2015 Cumartesi

KafayaTak Blog Nedir?


Sevgili Ziyaretçiler;


KafayaTak Blog çeşitli konularda, eleştirel düzeyde değerlendirmelerin yapıldığı bir blog sayfasıdır. KafayaTak Blog'da gerek günlük hayattan güncel konuları gerekse bazı eleştirel fikirleri içerisinde barından ve tamamen yazarımızın kaleminden çıkan yazılar paylaşılacaktır. Sizlerin dikkatini çekmek adına, özellikle güncel olaylara dair yazılar ele alınacak ve blogumuzda bulunan bağlantı ikonları sayesinde yazılarımızın diğer sosyal medya siteleriyle bağlantısı kurulacaktır. Bizim, KafayaTak Blog sayfasını açmamızın temel nedeni; Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda, yazıya verilen değerin azlığı ve yazı karakteri sınırlamalarıdır. Kalabalık insan yığınlarıyla dolu olan o tür sosyal ağlar daha çok pratik olan paylaşımlar için uygundur. Bu sebeple, yazılarımızın beğenen kitle yerine ''okur'' kitlesine ulaşmasını sağlamak amacıyla blog sayfası olarak takipçilerimize hizmet vermeyi uygun gördük. Sizler için, görsel açıdan rahatsız edici tasarımdan uzak, çeşitli kullanım kolaylıkları sunacak bileşenlerle birlikte sosyal medya ikonlarını içerisinde barındıran bir blog hazırladık. Tüm ziyaretçilerimiz için iyi bloglar diler,

Bizi takip ettiğiniz için teşekkür ederiz.